1472 nolu Hadis’in
İzahı:
Bu hadîsin bir benzerini
Ebû Dâvûd «Sünen»inde Ebu's-Sahbâ' tarikiyle Hz. İbni Abbâs 'dan rivayet
etmiştir. Yalnız onun rivayetinde :
«Bir adam karısını
cimâ'dan önce boşasa o talâkı bir sayarlardı» denilmektedir.
Hadîsin son
rivâyetindeki (tetâyea) fiili cumhurun rivayetidir. Bâzıları bu kelimeyi
(tetâbea) şeklinde zapdetmişîerdir. Bunların ikisi de (çok yaptı, ona koştu)
mânâlarına gelirlerse de aralarında az çok fark vardır. (Tetâyea) yalnız kötü
işleri irtikâbda, (tetâbea) ise hayır veya şerr bütün işlerde kullanılır.
Binâenaleyh burada mezkûr kelimeyi (tetâyea) okumak daha münasibtir. cümlesi:
«Keşke şunu onlara infaz
ve tatbik etseydik» mânâsına temenni olabileceği gibi : «Bunu onlara tatbik
etseydik acele etmezlerdi» mânâsına da alınabilir.
Nevevî'nin beyânına
göre, İbni Abbâs (Radiyallahu anh)'dan birçok yollarla sabit olan bu hadîs
müşkilâttan sayılmıştır. Çünkü Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Hz. Ebû
Bekr devirlerinde bir sayılan üç talâkı Ömer (Radlyallahu anh) üç saymıştır.
Halbuki aynı fiil kendi hilâfetinin iki veya üç yılında da bir talâk
sayılmıştı.
Bu işgale altı suretle
cevap verilmiştir. Şöyle ki:
1- İslâm'ın ilk
zamanlarında hüküm böyle idi. Fakat sonraları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve
Sellem) devrinde neshedildi. Filhakika Ebü Dâvûd'un. Yezîd-i Nahvi tarikiyle
Ikrime'den tahrîc ettiği bir haberde İbni Abbâs (Radiyallahu anh) «Eskiden bir
erkek karısını boşadı mı, onu üç defa boşamış bile olsa kendisine ric'at
edebilirdi; sonra bu hüküm neshedildi.» demektedir. Şu kadar var ki, nesih
duyulmamış; mensuh hükümle Hz. Ömer'in i'tirazınâ kadar amel olunagelmiştir,
Binâenaleyh bir adam karısına: «Sen üç defa boşsun!» derse üç talâk vâki' olur.
Mezheb imamlarından Ebû
Hanîfe, Mâlik. Şafiî, Ahmed b. Hanbel ile selef ve halefin cumhuru buna
kaildirler.
Delilleri:
«Her kim Allah'ın
hududunu tecavüz ederse, muhakkak kendine zulmetmiş olur. Bilmezsin belki
bundan sonra Allah bir şey halkeder.» [Talak 1] âyet-i kerîmesi ile Rukâne
hadîsidir. Bu âyetin başında, karılarını boşamak isteyen erkeklerin ne suretle
hareket edecekleri bildirilmiş; sonunda da hududu aşmamaları tenbih olunmuştur.
Hududu aşarak nefse zulmetmenin
mânâsı, kadını üç defa boşayıp sonra pişman olmaktır. Fakat artık iş işten
geçmiştir; karısına dönmeğe, hakkı yoktur. Eğer üç talâk bir sayılsa idi
boşayan adam karısına dönebilir; pişman da olmazdı.
Rukâne hadîsine gelince:
Bu hadîsin muhtelif rivayetleri vardır. Bir rivayetinde : «Ebû Rukâne (karısı)
Ümmü Rukâne'yi boşadı da Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine :
— Karına ric'ât et! buyurdu. Ebû Rukâne:
— Ama ben onu üç defa boşadım; dedi. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
— Biliyorum (fakat) sen ona rİc'at et!»
deniliyor. îmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetinde de :
«Ebû Rukâne karısını bir
mecliste üç defa boşadı ve sonra ona acıdı. Bunun üzerine Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem),
— Onlar bir talâk sayılır; buyurdular.»
denilmiştir. Cumhura muhalefet edenler bu rivayetlerle istidlalde bulunurlarsa
da her iki rivayet zaîftir. Çünkü râvileri arasında meçhuller vardır.
Bu hadîsin sahîh olan
rivayetinde ise: «Ebû Rukâne, karısı Süheyme'yi elbette boşadı. Resûlullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine yemîn teklif edince:
— Vallahi ben bununla bir talâktan başka bîr
şey kasdetmedim; dedi. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de karısını kendisine
iade etti.» denilmektedir ki, cumhurun delili de bu rivayettir. Zira üç talâkı
kasdettiği takdirde üç vâki' olmasa yeminin bir mânâsı kalmazdı.
(Elbette) kat'î surette
demektir. Bu sözün bir talâka da üçe de ihtimâli vardır. Söz sahibi bununla bir
talâkı kasdettiğini söyleyince Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de
kabul ve tasdik buyurmuştur.
2- Kurtubî, İbni Abbâs
hadîsinin muztarib olduğunu iddia etmiş ve şunları söylemiştir : «İbni Abbâs
üzerinde ihtilâf edilmekle beraber bu hadîsin lâfzında da iztırâb vardır.
Hadîsin zahir olan siyakı, bu hükmün o asrın bütün ricalinden nakledilmediğini
gösteriyor. Halbuki âdet, onun meydana çıkmasını ve dağılmasını, yalnız İbni
Abbas'a münhasır kalmamasını iktizâ eder. İşte bu cihet hadîsin zahiri ile
amelin bâtıl olduğunu kat'î surette iktiza edemese bile tevakkufu bârı gerektirir.»
3- Bu hadîs hususî bir
sebeple vârid olmuştur. Bundan maksad boşayan kimsenin karısına: «Sen boşsun;
sen boşsun» demesidir. Zîra Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanı ile ondan
sonraki devirlerde müslümanların hâli sadâkatlerine hamledilir de : «İkinci
sözüm birincinin te'kîdidir; yeni bir talâk kasdetmedim» iddiasında bulunan bir
adamın sözü kabul ve tâsdîk olunurdu. Hz. Ömer insanların değiştiğini ve bâtıl
da'vâların çoğaldığını görünce zahire göre hüküm vermeyi, niyet iddiasını kabul
etmemeyi maslahata muvafık bulmuştur.
Bu cevâbı Kurtubî
beğenmiş; Nevevî ise cevâpların en sahihi olduğunu söylemiştir.
4- «Üç talâk bir idi»
cümlesinin mânâsı: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) iîe Hz. Ebû Bekr
zamanlarında ekseriyetle talâk bir defa olurdu; üç defa yapılmazdı. Sizin şimdi
üç adet yaptığınız şu talâk o zaman bir adet yapılırdı; demektir.
Binâenaleyh Ömer
(Radiyallahu anh}'ın: «Şunu onlara infaz etseydik ya!» sözünün mânâsı: Meşru' üç
talâkın vuku'u hükmünü infaz etseydik demek olur ki, bu da halkın yaptıkları
talâkı haber vermekten başka bir şey değildir. Yapılan talâkın vukuunda söz
yoktur; çünkü o malûmdur.
Bu te'vîli İbnü'l-Arabî
tercih etmiş; onu Ebû Zür'a'ya nisbet eylemiştir.
5- İbni Abbâs
(Radiyallahu anh)'ıın: «Talâk üç idi.» sözü merfû' değil, kendisine mevkuftur.
Lâkin bu cevap zaiftir. Zîra Usûl-i Fıkıh ve Usûl-i Hadîs ilimlerinin beyanına
göre sahabenin: «Biz şöyle yapardık» gibi sözleri merfû' hadîs hükmündedir.
6- «Üç talâk bir idi»
sözü ile «elbette» lâfzı kasdedümiştir. Eskiden bir adam karısına : «Sen
elbette boşsun» derse sözünün tefsirine bakılırdı; çünkü bu söz bir talâka da,
üç'e de ihtimalli idi. Hz. Ömer devri gelince bu sözden bir talâk kasdı kabul
edilmez oldu.
Buhârî, içinde (elbette)
lâfzı bulunan eserlerle (üç) adedi sarahaten zikredilmiş hadîsleri bir bâbda
toplamakla buna işaret etmiş; ve muhtemelen (elbette) lâfzı mutlak söylenirse
bununla üç talâk vâki' olacağını göstermeye çalışmıştır.
Ulemâdan Tavus ile bâzı
Zâhirîler'e göre: Kadını bir defada üç adet boşamakla yalnız bir talâk vâki'
olur. Bu kavil İbni İshâk ile Haccâc b. Ertât'dan da rivayet olunmuşsa da
meşhur olan kavline göre hiç talâk vâki' olmaz. Mukaatil'in mezhebi de budur.
Delilleri İbni Ömer (Radiyallahu anh) hadîsinin bir rivayetinde «İbni Ömer
karısını hayız hâlinde iken üç defa boşadı ama bunu bir şey saymadı.» denilmiş
olmasıdır. Bu rivayetin münker olduğunu az yukarıda görmüştük.
Bâzıları Ebû Dâvûd
rivâyetiyle istidlal ederek: «gayr-i medhuîun bihâ üç talâkla boşanırsa bir
defa boş olur.» demişlerdir. Fakat Ebû Dâvûd'un rivayeti zaiftir; râvileri
arasında meçhuller vardır. Binâenaleyh hüccet olamaz.
Cumhura göre gayr-i
medhulün bihâ yâni hiç cimâ' edilmemiş kadın dahî üç talâkla boşanırsa üç defa
boş olur.
Mâzirî: «Hakikatlerden
haberi olmayan bâzı kimseler üç talâkın bir sayılması vaktiyle meşru' olup
sonra neshediîdiğini söylerler, ama bu pek büyük bir hatadır...» diyerek bu
hükmün neshedilmediğini isbât için çeşitli yönlerden mütalâalar yürütmüşse de
haksızdır. Çünkü nesih bizzat Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
Efendimizin hadîsiyle sabit olmuştur, Şu hadîse dikkat buyurulsun!
«Ubâde b. Sâmit'den
rivayet olunduğuna göre; babası karısını bin talâkla boşamış. Bunun üzerine
Ubâde, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e giderek meseleyi ona sormuş.
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :
— Kadın Allah Teâîâ'ya isyan içinde üç talâkla
bâin olmuş. Dokuz yüz doksan dokuzu da zulüm ve udvan olarak kalmış; Allah
dilerse onu azâb eder; dilerse affeyler» buyurmuşlar.
İmam Mâlik'in
«El-Muvatta'» nâm eserinde şöyle bir rivayet vardır :
«Bir adam Abdullah b.
Abbâs'a: Ben karımı yüz talâkla boşadım, bana ne gibi bir ceza görüyorsun?
demiş. İbni Abbâs şu cevâbı vermiş:
— Kadın senden üç defa boş olmuş. Doksan yedisi ile de Allah'ın âyetlerini alay
ittihâz etmişsin.»
Bu vak'aların emsali
İbni Mes'ud, Ali ve Osman (Radiyallahu anh) hazerâtından da rivayet olunmuştur.